Altı aydır her gün 30dk. Meditasyon yapıyorum. Meditasyonu alışkanlıklarım arasına ekledim. Rehberli meditasyon yapıyorum. 1. Seviyeden başladım 21 günlük periyotlarla (aralıksız) seviye seviye ilerledim şu an 3. Seviyedeyim. Geçenlerde nefes federasyonuna bağlı Nefes koçu & terapisti Nevşah Fidan Karamehmet’in meditasyon hakkında bir konuşmasını dinledim. O konuşmadan notları da sizlerle paylaşmaya değer buldum;
“Meditasyon yapan biri şunları görür;
· İyi – kötü yok.
· Hiçbir şeyin değişmesi gerekmiyor (Mükemmel sistem).
· Hakikatle bağlantıda olur, dünya sisteminden uzaklaşır.
· Hakiki meditasyonun pozitif olmakla ilgisi yoktur.
· Polarite Yasası; atomun içinde pozitif yüklü iyon ve negatif yüklü iyon bir arada… Denge…
· Evrensel yasalar.
· Bir üstad, bir usta, uyanmış kişi hakikatle bakar hayata ve şükran duyar.
· Dünyayı olduğu gibi kabullenmek ve varlığında ve maneviyatında derinleşmek. Durmak, halde kalmak, hakikatte kalmak…
· Eforsuz nefes.
· Human ile Being’i ayırmak.
· Öz varlığınla ilişkide kalmak için halde kalmak, teslimiyet.
· Teslimiyetin gelişmesiyle öz varlığımızla ilişkimizin güçlü olması, psikolojimizin ve mental varlığımızın sağlamlaşması.
· Hayatı yüksek bilinçten görmek ve şükran içinde yaşamak…
· Meditasyon sadece maneviyatında (Being kısmında), psikolojide bir şeyleri değiştirir.
· Dünyada bir şeyleri değiştirmek için akıl, mantık, zeka, emek, çalışmak gerekir. (Human kısmında)
· Meditasyon dünyayı değiştirmez ama maneviyatını güçlendirir.
· Dünyevi şeyler; para, çalışmak vs. maneviyatını güçlendirmez ama yaşam için gereklidir.
· Hakikatle hizalanmak, düzenli meditasyon ve uyanış ile sağlanır. Beynin ön lobu çalışır. (3. Gözün açılması)
· Kendi özünün mesajını vermek…
· Sevilme, beğenilme, onaylanma çabası olmadan…
· İnsanlığın her haliyle, her duygusuyla, her durumuyla yüzleşmek ve hepsiyle meditasyon sırasında oturmak. Kendinle oturup, kendinle kaldıkça insanlığının her hali ile bir araya geliyorsun.
· Varlık noktasında insanın kendini izlemesi… Bunun bilinci…

Meditasyonda durmak vardır. Meditasyon; olma halidir. Human Being kelimesinin Human kısmı; yapmak, çalışmak, üretmek, duygularımız, iletişimimiz, mantık, ilişkilerimiz, fizyolojik gereksinimlerimiz v.s. dünyevi, maddi boyutumuzu kapsıyor. Being ise; olma halimiz, durmak, dünyayı devre dışı bırakmak, maddi boyutu devre dışı bırakmak ve meditasyonda kendimizle durmak, olma hali… Meditasyon, yanlış bir algı ile kafa dağıtmak, rahatlama alanı, pozitif olmak vs. ile karıştırılıyor. Biz sadece pozitifliğimizden ibaret değiliz. Bir denge söz konusu… Bütün duygularımızı, iyi ve kötü bütün yönlerimizle kendimizi olduğumuz halimizle, özümüzle, olduğumuz gibi kucaklamalıyız. Bizi oluşturan iyi ve kötü duygularımız, hislerimiz… Meditasyonda her halimizle kendimizle otururuz. O an üzgünüzdür, öfkeliyizdir, neşeliyizdir, mutluyuzdur, aşığızdır v.s. her ne moddaysak o halimizle meditasyonda oluruz. Yirmi yıldır her gün sabah 20dk. Akşam 20dk. Meditasyon yapan biri olarak şunu farkettim; anksiyete, korku vs. kötü durumlarımla da baş edebiliyorum ve bu durumlarda kendimi kontrol altında tutabiliyorum. Bu meditasyon ve nefes teknikleri sayesinde oldu. Çünkü kendimin her haliyle kaldım, yüzleştim. Artık iyi halimi de kötü halimi de biliyorum. Bu yüzden içinde bulunduğum halim beni panikletmiyor. Meditasyon, ilişkilerinizi, bolluğunuzu, bütçenizi, aşk hayatınızı, iş hayatınızı düzeltmez. Meditasyonda siz dünyayı devre dışı bırakırsınız ve eforsuz nefeslerle eforsuz olarak olma halinde, kendinizle kalırsınız. Ama bir süre sonra meditasyon sizin bakış açınızı geliştirir. Olaylara daha geniş perspektiften bakmanızı sağlar. Fakat tek başına meditasyon sizin hayatınızdaki sorunları çözmez. Çünkü iki farklı dünyayı yaşıyoruz; meditasyonda maddi dünya devre dışı kalıyor orada ilişkileriniz, işiniz, çalışmanız yok sadece maneviyatınız var. Maneviyatınız güçleniyor meditasyonla. Diğer dünya ise maddi dünya, meditasyonda olmadığımız zamanlar o dünyada yaşıyoruz, işimiz, ilişkilerimiz, sorunlarımız, mantığımız, duygularımız orada… Meditasyon teslimiyet anıdır. Teslimiyettesinizdir, dünya devre dışıdır. Olduğunuz halinizle olduğunuz gibi durursunuz…”
Hayatı; her haliyle, değiştirmeden kabul etmek ve şükran ile bakabilmek proaktif olmayı da beraberinde getiriyor. Böylece sadece değiştirebileceklerime odaklanıyorum ve boşuna stres yaşamıyorum. Bu durum, pandemide de panik yapmadan, sakin ve huzurlu yaşamama neden oldu. Önlemimi alıp evde kalarak ve evde, bahçede yapabileceklerimi yaparak, sağlıklı beslenerek, hareket ederek, üreterek, yapılacak işleri yaparak, bir şeyler öğrenerek, kitap okuyarak, film izleyerek, müzik dinleyerek zaman geçiriyorum. Haberleri çok sık takip etmiyorum. Sadece günde bir kez ana haberi dinleyip, gerekli bilgi ve önlemleri alıyorum. İçinde bulunduğum halde elimdekilerin değerini bilmeye çalışıyorum.
Hayatımı, şimdiki yaşantımı, içinde bulunduğumuz bu pandemi şartlarına göre yeniden çerçevelendirdim, yeniden şekillendirdim. Açıkçası günlük yaşantımda bulunduğum yerlerden başka yerlere hareket etmemin dışında üzerinde çok oynama yapmama gerek kalmadı çünkü; doğa ile temas halinde kırsalda yaşamaya başladığım andan itibaren buraya ve buradaki yaşam koşullarına, doğanın ritminde yaşamaya, üretmeye, çalışmaya uyumlanmışım zaten. Şehirden buraya göç edince burada yaşarken, şehirde zaten geride bırakmak istediğiniz, kapitalizmi daha yakından hissettiğimiz bir sistem var. Dolayısıyla; ben zaten başka bir hayat tarzı, başka bir sistem mümkün mottosunu savunduğum için ve şehirde yaşayıp çalıştığım yıllarda da bu mottoyla hareket ettiğim için, elimden geldiğince bu sistemde kendimi izole edip koruduğum için (yine minimalist yaşam tarzını sürdürüp, ihtiyacım kadarını tükettiğim, sağlıklı beslenmeye çalıştığım v.s.) burada şehirdeki gibi yaşamanın bir anlamı olmuyor. O yüzden burayla yeni bir anlaşma yapıyorsunuz ve doğaya saygılı, uyumlu, doğaya zarar vermeden sürdürülebilir bir yaşam tarzını benimsiyorsunuz. Bana ilham veren Sinek Sekiz Yayınevi (Ekolojik kitaplar yayımlayan bir yayın evi, Dalyan’da… bkz. www.sineksekiz.com ve instagram: @sineksekiz ) Kurucusu ve tersine göç yapmış biri olan İrem Çağıl, bu durumu bir röportajda çok güzel özetlemişti. Ve o özette kendi hislerimi buldum; “İki sene çok yoğun bir şekilde mimarlık yaptıktan sonra fark ettim ki gün içinde işin özüyle ilgilendiğiniz süre çok az, daha çok günü idare etmek, ilişkileri yürütmeyle zamanınızı geçiriyorsunuz. Büyük bir hiyerarşi ve ezici bir sistemi devam ettirmeye hevesli insanlar var. Bunları hissettiğimde bunun içinde olmamaya karar verdim ve oyundan çıkma hakkımı kullandım.”
Şehirdeyken, iş yaşamımda bu hissi o kadar derinden yaşamıştım ki… En güzel tabiri bu sanırım, İrem Çağıl’ın dediği gibi; “Oyundan çıkma hakkını kullanmak…”
Bugün, hava güneşli ve ılık… Bu yazıyı yazmadan önce kahvaltı yaptıktan iki saat sonra meditasyon yapıp laptopumu bahçedeki masaya getirdim. Kendime şekerli bir Türk Kahvesi yaptım ve yazımı yazmaya başladım. Kuş sesleri var etrafta. Şu an bu cümleyi yazarken kuş sesleri günün en yoğun anında… Her gün kuş seslerinin yoğun olduğu zamanlarda müzik v.s. her şeyi susturup kuşları dinliyorum. Bu, bir zenginlik, bu bir lüks bence… Çünkü şehirdeyken sadece uğultular vardı kulaklarımda ve caddenin gürültüsü, korna sesleri… Bu cümleye başlamadan önce, önceki cümlenin bittiği yerdeki üç noktanın üçüncüsünden sonra gözümü ekrandan ayırıp bahçeye baktım; sardunyaları gördüm, asmayı tutan direkte asılı olan saksıdan dökülürcesine coşan mor petunyayı izledim. Asmanın filizlerini gördüm, bugün daha çok yaprağı var asmanın. Mandalin ağacı tomurcuklanmış. Oturduğum divanın minderinde bir uğur böceği geziniyor. Mandalin ağacının çevresindeki kesme kayalardan oluşan, üç taş üst üste örülü ve üzerini kireçle boyadığımız küçük duvar, bir kesit olarak, kireç boyalı taşlardan örülmüş duvarları olan, pencereleri çivit mavi boyalı, huzurlu bir köy evi resmini tamamlıyor, zihnimde… Az önce demlediğim çayı doldurdum çay bardağına şimdi. Çayımı içiyorum bir yandan…
Yazıma ilk başladığım sırada küçük kuzenim geldi yanıma. Masanın diğer ucuna oturdu. Aynı sokakta olsa da evlerimiz ve evde olsak da bütün gün, pandemiden dolayı sosyal mesafemizi koruyarak oturuyoruz bahçede. Biraz sohbet ettikten sonra yazıma geri döndüm. Ona da içeriden kuru boyalarını ve bir kağıt getirdim. Ben yazarken o da resim yaptı.
Bugün Cumartesi. Dün geceden itibaren bu hafta sonu sokağa çıkma yasağı başladı. Dün öğleden sonra evin arkasından ormana yürüyüş yaptık. 5 Km gittik ve aynı yolu gün batımına yakın geri döndük. Yolda giderken, komşu Meral abla ile selamlaştık uzaktan, ormanda. Kendi zeytinliklerindeki kovanlarıyla ilgileniyordu. Suyun akışını izledik ve dinledik yolda. Kuşları dinledik. Çiçekleri ağaçları ve manzaraları izledik. Bu yazıya eklediğim fotoğrafları çektim. Pandemi ile bir kez daha değerini anladım yaşadığım coğrafyanın ve seçtiğim yaşam tarzımın… Asıl ihtiyaçlarımızın neler olduğunu… Kendim için üretip tarım yaparak, kendi yiyeceğimi sağlayıp dışa bağımlılığımı en aza indirmemin önemini… Köyümdeki yerel üreticilerin değerini bir kez daha anladım. Hep savunduğumuz, yerel üreticilerimizi gözetmenin, kollamanın, kalkındırmanın, desteklemenin değeri… Doğanın ritminde üretmenin ve yaşamanın değeri… Komşularımızı gözetip, kollamamızın, dayanışmanın değeri… Kapitalist sistemin “sözde ihtiyaçlar”ını tekrar herkesin gözden geçirmesi gerektiği… Burada; tutkum olan yazmak ve fotoğraf çekmeye zaman ve enerji ayırabilmenin keyfini sürmeyi… Temiz hava soluyabilmenin değeri…
Çocukluğumuzda oyunlarımızdaki bazı deneyimlerin yetişkinliğimizde de bize yol gösterdiğini düşünüyorum. Çocukluğum da doğada geçti, kendi oyuncağımı kendim yaptım, bu sayede yaratıcılığımı geliştirdim, hep hazır oyuncaklara bağlı kalmadım, hatta çoğu zaman hazır bir oyuncaktansa kendi hayalimdeki oyuncağı yapmaya çalıştım, bu bana daha çok haz verdi her zaman. Şimdi bunların faydasını görüyorum. Şimdi de her şeyi hazır satın almaktansa, yapabildiğim kadarını kendim yapıyorum. Bu sayede hem daha az tüketiyorum hem de bir şeyler değerlendirilmiş oluyor. John Berger’in “Görme Biçimleri” kitabındaki gibi görme biçimlerini bence hayatımızın her alanında uygulamalıyız. Görme biçimleri bende çocukluğumdan beri gelişen bir şey, çünkü önüme çıkan her eşyadan her malzemeden oyuncak yapmaya çalıştım. Elimizdeki malzemelere yeni gözlerle, yeni bakış açılarıyla, yeniden bakmamız lazım. Böylece onlardan yeni bir şeyler yaratabiliriz. Hatta bence hayatımızdaki insanlara, ailemize, partnerimize, çevremize, dostlarımıza, kendimize, duygularımıza bile yeni gözlerle, şaşırarak, yeni keşfediyormuş gibi yeni bakış açılarıyla yeniden bakarsak yeni şeyler keşfedebiliriz veya kendimizin ve çevremizin ezbere baktığımız için göremediğimiz, hissedemediğimiz, tavır ve hareketlerinden, alışkanlıklardan başka yeni ve daha önce keşfetmediğimiz yönlerini görebiliriz. Onlarla daha etkili bir iletişim ve ilişki içinde olabiliriz.
Kendinizde ve çevrenizde yeni keşifler yapabileceğiniz, keyifli anlar dileğiyle, keşif tutkusuyla ve sağlıkla kalın…
Müge Cihan
Yorumlar
Yorum Gönder