Ana içeriğe atla

Nitelikli

Tabela: "Kent"

"Bir kenti yaşamak ona boyun eğmektir sözleşmesiz, anlaşmasız, ne derse tek tek yapacaksın, düşünmeden, direnmeden." Özdemir İnce Yaşadığımız kentle yaptığımız tek maddelik anlaşma bu belki de... Tersine Göç: "Kırsala Göç" kararımızdaki tek maddelik anlaşma işte buydu. Ama şehirdekinin aksine doğa ile imzalıyoruz anlaşmayı bu kez... Şehirdeki alışkanlıklarımız ve hızlı tempoda yaşam tarzımız yerini; Doğanın ritminde bir harekete ve üretime, sürdürülebilir yaşam tarzına, ekolojiye, yavaş yaşama, sakin yaşama, slowfood beslenme tarzına, yerel üretime ve yerel üreticileri kalkındırmaya yönelik projelere bırakıyor. Çizgi Atölye'nin yapı taşlarını oluşturan, üretim ve tasarım anlayışını şekillendiren de; tersine göçün, sakin şehrimizin getirdiği bu yeni yaşam tarzımız ve bu yeni alışkanlıklarımız oldu. Şehirde, kurumsalda çalışırken bu his, bugünkü gibi taze ve canlıydı. Kapitalizmin sömürü düzeni, tüketim alışkanlıkları, emeğin değersizle...

Göğe Bakma Durağı

              Şiirle aranız nasıl?

              Yıllardır hayalini kurduğum yaşam tarzını ve küçük bir atölyeyi düşünürken, yazı yazarken fonda hep Yeni Türkü’nün Can Yücel Şiirlerinden oluşan bestelerini dinlerdim; “Başka Türlü Bir Şey”, “Yeşilmişik”, “Sardunyaya Ağıt”…

              Kafamda gitmek istediğim yeri tarif ederken Can Yücel, Yeni Türkü’nün solisti Derya Köroğlu söylerdi şarkıyı;

Başka türlü bir şey benim istediğim
Ne ağaca benzer ne de buluta
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava

Nerede gördüklerim, nerede o beklediğim
Rengi başka, tadı başka
Bir başka yolculuk dalından düşmek yere
Yaşadığımdan uzun
Bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
Ağacın yüksekliğince, dalın yüksekliğince rüzgârda
Ve bir yeni ömür vardığın çimen yeşilliğince

Başka türlü bir şey benim istediğim
Ne ağaca benzer ne de buluta
Burası gibi değil gideceğim memleket
Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava

Nerede gördüklerim, nerede o beklediğim
Rengi başka, tadı başka”

 

               Can Yücel’in Adana Cezaevindeyken istediği Sardunyayı Başgardiyan Rıza’nın kaldırıp atmasının hikâyesinin şiiri “Sardunyaya Ağıt” ve Can Yücel anısına penceremin önünde kırmızı bir Sardunya durur…

              Can Yücel’in Datça’daki evi, Güler Yücel’in “Olduğu Gibi” adlı belgeselde anlattığı evin ve Datça’ya yerleşme hikâyesi ilham kaynaklarımdan biriydi. “Mekânım Datça Olsun” Şiir kitabı, ilk tuğlasıydı hayalini kurduğum atölyenin.

              Nebil Özgentürk, Sunay Akın, Hıncal Uluç ve Haşmet Babaoğlu’nun “Yaşamdan Dakikalar” Programını keyifle izlerdim. Şiirler, kültür sanat haberleri ve söyleşilerinden oluşan program bana da bir şiir tabelası edindirdi. Reklama giderken küçük bir şiir tabelasına yazdıkları şiirden bir kesit okurlardı. Bu çok hoşuma gitti. Küçük şiir molaları vermeye başlamıştım. İş arasında, hayatın koşuşturmasında bunaldığımda küçük şiir molasıyla ortamdan uzaklaşıp, zihnimi dinlendiriyorum.

Şiir, gülümsetir, dinlendirir, renkli bir dünya boyar insana…

             

Şiir Tabelamda bugün şu yazılı;

 

“Bir şeyiniz olayım sizin,
Hani nasıl isterseniz,
Oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz;
Dünyanın bir ucuna
Birlikte gider miyiz?”

 

-Cemal Süreya-

 

              Sokakta giderken başıma çok sık gelir, görebildiğiniz sürece mizah ayağınıza gelir, etrafınız bir tiyatro sahnesi gibidir. Ya da aklıma bir şey gelir sokakta giderken, gülümsediğimi fark ederim kendi kendime… İşte bu durumun bir şiiri olduğunu bilmiyordum, o şiirle karşılaşınca çok şaşırdım;

 

Sokakta giderken, kendi kendime
Gülümsediğimin farkına vardığım zaman
Beni deli zannedeceklerini düşünüp
Gülümsüyorum.”

 

-Orhan Veli Kanık-

 

 

Turgut Uyar’ın “Göğe Bakma Durağı” Şiirini okuyunca kendime Göğe bakma durakları belirledim.








İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından

Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından

Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar

Şu aranıp duran korkak ellerimi tut

Bu evleri atla bu evleri de bunları da

Göğe bakalım

 

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım

İnecek var deriz otobüs durur ineriz

Bu karanlık böyle iyi aferin Tanrıya

Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum

Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun

Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam

Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım

Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda

Beni bırak göğe bakalım

 

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum

Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

Seni aldım bu sunturlu yere getirdim

Sayısız penceren vardı bir bir kapattım

Bana dönesin diye bir bir kapattım

Şimdi otobüs gelir biner gideriz

Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç

Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin

Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat

Durma kendini hatırlat.”

 

-Turgut Uyar-

 

 

Yeni şiir kitaplarının siparişini verdim, henüz geldi.

 

Henüz vakit varken, gülüm
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,”

 

-Nazım Hikmet Ran-

 

Atölyenin temelini şiirle attım. Atölyenin tuğlaları işte bu şiir kitapları… Yavaş yavaş oluşturuyorum atölyeyi…

 

Yaşamak şakaya gelmez, 
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 
                       bir sincap gibi mesela, 
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak. 

 

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
           hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
           ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
                                      yaşamak yanı ağır bastığından. 
                                      
                                                1947

 

 

 Bu dünya soğuyacak, 
yıldızların arasında bir yıldız, 
                       hem de en ufacıklarından, 
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, 
                       yani bu koskocaman dünyamız. 
Bu dünya soğuyacak günün birinde, 
hatta bir buz yığını 
yahut ölü bir bulut gibi de değil, 
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak 
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. 
Şimdiden çekilecek acısı bunun, 
duyulacak mahzunluğu şimdiden. 
Böylesine sevilecek bu dünya 
"Yaşadım" diyebilmen için...”
 
 
-Nazım Hikmet Ran-

 

 

Atölyeden gelişmeleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim…

 

              Sağlıcakla Kalın…

 

              Müge Cihan

 

 

         











  




 

 

 

 





            







                                         



            












          

Yorumlar

Popüler Yayınlar